26 Nisan 2007 Perşembe

dedikodu, insan, iletişim, kavram kargaşası, v.s.



insan birey olduğundan beri insana dair tüm uçuk fikirlerimiz bir kavram kargaşasının içerisinde ordan buraya burdan oraya savrulup durmakta. öncelikle, insan derken insan oğlundan mı kızından mı bahsediyor olduğumuz, bahsettiğimiz şeyin niteliğini değiştirecek önemde bir ayrım.. dedikodu meselesine gelince; bir kavramı bağlamından koparıp sonra da üzerine genellemeler ve güzellemeler yapmak bir-ey-in çokça başvurduğu bir iletiş(emeş)im hali.. dedikodunun anlamını kazanmasının ilk koşulu mahremin kişi üzerinden tanımlanmaya başlaması ve bir-ey-in bugün kullandığımız anlamını kazanması ile mümkün olur eğer bahsettiğimiz şey “başka”ları üzerine konuşmak ise. “öteki”ni kendi dolayımımızla anlayabilmek mübah bir yolsa eğer, kendimizi “başka”ları dolayımıyla anlamanın mübah olmaması için nasıl bir gerekçe olabilir ki? “kendi”mizi gerçekleştirmemizin-özellikle de kadınsak- önünde türlü engeller varsa “kendi”mize dair tüm anlatıları “başka” birileri üzerinden kurmak dışında pek bir seçeneğimiz yok gibi görünüyor. sanırım bu nokta tam da “dedikodu” ve “muhabbet”in ayrıldığı nokta. “muhabbet” etmek pek kadın işi değil gibi geldi bana nedense? aşkın benliklerin “iletişim”e geçme hali gibi, oysa gündelik içerisinde dönüp duran benlikler ise ancak dedikodu yapabilirler.. benim anladığım anlamıyla iletişim kollektif bir üretim hali içerisinde olmak, “bir-ey” ve “mahrem” ise bize bu anlamda pek katkı sağlayamayacak gibi, eğer amaç iletişmekse tabii.

Hiç yorum yok: