"sömürge insanını anlamak için danslarına bakın" diyor Fanon.dans etmek insanın kendini özgür kılmasıdır, kendi içerisinde akmasıdır, kocaman bir organizmayı kontrol etmesidir ve o olmasıdır yani kendisi.
dans ettim kayboldum, kendi kendime olan danslardan, uçarak, kollarım ve vücudum sonuna kadar açılmak istiyor, açılıp saçılmak istiyorum, yeşermek,filizlenmek istiyorum.başka neler istiyorum, jim morisson gibi ben de dünyayı istiyorum,bunu haykırmak istiyorum.
insan bütün dilleri öğrenebilir mi? insanın gözlem yeteneği herşeyi gözleyebileceği anlamına gelmiyor,bazı şeylerle hiç alakası olmayacağı anlamına geliyor. herşeyi göremez,herşeyi koklayamaz,herkese dokunamaz,ne bileyim işte bir insan herşeyi yapamaz, yapması da beklenmez zaten ondan. bu normal olan,yani şimdilerde anormal gibi gözüken durum.toplumsal etkileşim içerisindeki insanın zaman içerisinde başına gelen ve zamanla kendini tekrar tekrar ürettiği bir süreçler bütünü içerisinde sonsuzluğa akamazsınız. kontrol vardır, norm vardır, kültür vardır,kapanır da kapanır bu insan evladı için, sınırlarınız çizilir bir nevi, sınırlarınızı çizersiniz. peki ya sonra?
sonra farklı sesler duymaya tahammülsüzlük baş gösterir,oblomovlar gibi belki, yeni haber uğursuzluktur, biz halimizden memnunuz. tabi çok başka bir fark var bizim çevremizle oblomovkanın çevresi arasında. para yok orada,barış var,sıkıntı var,oblomovluk var. bizim neyimiz var peki? dünyalılığımız nedense göremediğimiz şeylerdendir mesela, peki yeryüzü dedikleri şey nedir,gaz ve toz bulutuymuş eskiden, öyle diyorlar, kabul etmiş durumda herkes, kimse şüphe etmiyor bundan,bilim öyle diyormuş..bilim aya çıkıp dünyayı görüntülediğinden beri dünya küçüldü, ufacık kaldı,itibarı düştü insanın, insanlığın gözünde,yazık dünyaya...
bu monologu biraz açmalıyım, ama sonra..ya bu arada dans meselesi ne oldu, dans edin kendinize gelin..
23 Şubat 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)