dedikodu yeni bir dil öğreniyorsanız belki de en iyi öğrenme aracı,bu pratiği annemden görmüş olmalıyım,köyden şehire gelip hiç kürtçe bilmemesine rağmen diğer kadınlarla konuşa konuşa(ki hatırladığım kadarıyla bu konuşmaların çoğu birileri hakkında konuşmalardı)çok kısa bir süre sonra kürtçeyi çok akıcı bir şekilde kullanmaya başladı..okumayı bilmez,yazmayı da,konuşmayı bilir ama hem de çok estetik bir şekilde.
bu aracın iyi olma sebeplerinden biri bir insan ve onun yaptıkları,halleri,yaşantısı hakkında konuşulması. doğal olarak bir dil içinde kullanılabilecek çeşitliliğin basit ve gerekli düzeyde neredeyse tamamını öğrenebilirsiniz,kullanabilirsiniz de..aynı gelişim yaşarken,sokakta karşılaştığınız durumlara,esnafa tepkiler vermeye çalışırken de yaşanabilir,çünkü yaşıyorsunuzdur ve dilde yaşayan bir süreç olduğundan birbirinizi bulursunuz.
şehir insanının dille ilişkisi bu kadar kendiliğinden ve gereklilik dahilinde olmuyor elbet,kentin kendi yapısı gereği medeni sınırları diğer yerleşim bölgelerinde yaşayan insanlara göre daha geniş olduğundan(tabi burda medenileşmek kavramının kent orijinli bir kavram olduğunu unutmamak gerekir)bu medenileşmenin içine ihtiyacı dahilinde olmayan konular ve hayatlar da giriyor..bu noktada diğer insanlarla iletişim yollarını oluşturmanın bir aracı dedikodu yapmak oluyor..sorun bu aracın bir süre sonra amaç halini de alıyor olması çünkü şehir insanı günümüzde artık "kaygı"larını umursamayan,çabucak unutmaya çalışan,hatta artık "kaygı" nın ne olduğunu bile düşünemeyecek haldeki zavallı bir yaratık halini alıyor.
dedikodu denilen iletişim hali monolog boyutunda değil,diyalog boyutunda da değil,o başka birşey..dedikodu halindeki insan yapan insan(homo faber) ve oynayan insandan(homo ludens) tamamıyle farklı..dedikoducuların tek derdi sadece muhabbet etmemeye çalışmak..
dikkat etmemiz gereken bir husus da şu;dedikodu yapan insanların korkaklık ortak paydasında buluşuyor olması..bir insana çarpmanın ne olduğunun farkına varamamak zavallı günümüz insanının en büyük eksikliği gibime geliyor.işyerinde patronun dedikodusu yapılır,patron geldiğinde hürmet ve sevgi nidaları eksik olmaz,bravo patronlar! insanları iletişimsizlikten kurtarıyorsunuz(!)...
dedikodu yapan iki kişinin bir süre sonra iletişime geçmeyle ilgili bir kaygıları olursa bile bu kaygı atıl bir çabadan öteye geçemiyor çünkü medeni kent insanı kendi kendine yettiğinden(bize babalarımız hep ekonomik özgürlüğünü kazan sonra özgürsün dediler,kazandım ama özgürlük vaadinden kimsenin bahsettiği yok,bırakın bahsetmeyi, bu özgürlük gün geçtikçe daha bi azalıyor,azaltılıyor,sınırlarımız daralıyor,büyüdük artık baba olmamız lazım,özgürlüğe bak(!)) hayatına diğer insanların herhangi bir şekilde dokunması mümkün değil oysa iletişim denilen sanatın gayet basit bir yolu vardır,birlikte bir eylemlilik halinde olmak(bu yürümek,ev temizlemek vs.. de olabilir).
burada iletişimin ne olduğunu kelimeler aracılığıyla anlatabilecek kapasitede ve yeterlilikte olduğuma inanmadığım için şu an aklıma gelenlerle yetinmek zorundayım.."iletişimin dedikodusu"nu yapıp kelime ve enerji tüketmeye niyetim yok..dedikodusuz,bol bol iletişilen(kendimizle dahil) bir hayat yaşamamız dileğiyle...
25 Nisan 2007 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder