bonibonla başlayabilirim. küçüktüm. köy mü kasaba mı ne idüğü belirsiz yerde yaşıyorduk. babam market açmıştı. o markete gidip gidip ufo şeklinde bir kutuya konmuş bonibonlardan alıyordum. hem ufosu vardı hem bonibondu. daha ne olsundu yani. her neyse. yeşil zeytinlerin kafasına tıktıkları o kırmızı şeyler hep midemi kaldırmıştır. yeşil zeytin de uzun zaman yemekten hep uzak durduğum bir şey olmuştu. sonra zamanın birinde yiyip sevdim. yine de siyah zeytin daha iyidir. tıpkı kırmızı etin beyaz etten iyi olması gibi. beynim böyle binlerce saçma eşleşmeyle dolu. sanırım artık en büyük derdim kelimelerden tiksindirilmiş olmak.
giydirilmiş kimliklerden uzun süre tiksinmiş bir şekilde ortalıkta gezindikten sonra bir de bu abuk sabuk adamların kelimeleri(e) giydirdiklerini keşfediverince bir yanım felç geçirmiş gibi oldum. ne konuşasım ne yazasım kalıverdi. isacığımı anlıyorum. şiddeti sevmiyormuş tıpkı benim gibi. o yüzden sussam yeridir. susmak öbür yanağımı dönmek gibi olacak.
bir erdeminize bir iltifat bekliyorsanız alın size bir güzel sille de benden.
ama bütün bunlar zaten sadece bir hikaye. ciddiye de alamıyorum pek. zaten onlar kendilerini fazlasıyla ciddiye alıveriyorlar. söylenecek ve dinlenecek kadar kıymetli kelimeler mi buldunuz canlarım. öyleyse hiç durmayın. hadi dökün eteğinizi. alın size bir de öbür yanak. ah canlarım ah.
20 Ocak 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)