katlanmayın..
hüzünlerimi yanıma alıp yola düştüm, bu kez düşürmemeye özen gösterdim,dağlardan geçtim, sonsuz büyük dağlar gördüm, uzaklarda değil,yakınlarda..
yerinyüzüne baktım, orda yaşayan insanlara baktım, bu taşların dağların kıvrımları ve heybeti bu insanların neresine işlemiş diye sordum, yüreklerine elbet..sonsuzluğa bakıyorsunuz,derinliğe bakıyorsunuz, aleme bakıyorsunuz, alışıyorsunuz, alışamıyorsunuz birşeylere..
dağların üstünden alemi seyreylemek varken,gökyüzüne yakın ve uzak olduğunu bilmek varken alışamazsınız,alışırsınız...
neye alışırsınız,herşeye,neyi bırakırsınız,herşeyi..
peki neye alışırsınız, hep değişmeye alışırsınız o kadar..
25 Nisan 2009 Cumartesi
21 Nisan 2009 Salı
earth/tierra/yeryüzü
tanrılar ilk çeliştiklerinde ve sıkıldıklarında yedi tanri kendi aralarında düşündüler,yerin yüzü ile göğün yüzünü dokundurdular birbirine,dünyayı yarattılar, kolay oldu bu. sonra insanı yaratmaya karar verdi yedi tanrı,büyük tanrılar,ve işlerini yaptırmak için insanı yarattılar. insan onun kölesi oldu,3 kez denediler bu olayı, biri konuşamıyordu,görmüyordu,duymuyordu,yüzü yoktu. ötekisi hiç bişeye benzemiyordu, hereket edemiyordu,yığılıyordu hemen,üçüncüde yarattılar düzgün bi şeyi,insanı.
onun yeryüzünde yarattılar,göğün yüzüne baksın da görsün diye, ikisinde,dünyada yaşasın diye.
insana hisler,duygular da verdi tanrılar, kendilerini yalnız hissetmesinler diye, sıkılabilsinler,patlayabilsinler diye. sonra insana insanı verdiler, ötekini,ona baksın kendini görsün diye.
en başta ve en sonda ölümü bahşettiler tanrılar, ölümsüz tanrılar,dünyayı yaratanlar.insan ölsün dediler,öldü insan,tekrar dirildi, tekrar öldüvetekrartekrardevamettibu,hala da değişmedi. doğsun ki ölebilsin, ölsün ki doğabilsin dediler...
onun yeryüzünde yarattılar,göğün yüzüne baksın da görsün diye, ikisinde,dünyada yaşasın diye.
insana hisler,duygular da verdi tanrılar, kendilerini yalnız hissetmesinler diye, sıkılabilsinler,patlayabilsinler diye. sonra insana insanı verdiler, ötekini,ona baksın kendini görsün diye.
en başta ve en sonda ölümü bahşettiler tanrılar, ölümsüz tanrılar,dünyayı yaratanlar.insan ölsün dediler,öldü insan,tekrar dirildi, tekrar öldüvetekrartekrardevamettibu,hala da değişmedi. doğsun ki ölebilsin, ölsün ki doğabilsin dediler...
19 Nisan 2009 Pazar
new black wings
kötülüğün,şiddetin kanatları üzerimize çöküyor,çok geniş,kendisini havaya tutmaya yeter ama üzerimize çöktü işte..yerçekimine mi bağlasak sisteme mi?
üzgünüm Duran,baharla başımıza bu çökmemeliydi, güneşi görmeye başlamıştık tam da, aydınlık günler bekliyor bizi belki, kaç gündür yağmur yağıyor, nisan yağmurları dedikleri cinsten,üşütüyor insan.
-sistem üşüttürmesin de adama,öleceksek ölelim
bandı değiştir, bütün kelimeleri değiştir, gülüşleri,bakışları değiştir, suya yaklaş,öpücüğüyle doy, ruhuyla aydınlan,onun şarkısını söyle, körün gözü ol, korkuyla,sükunetle, bütün kelimelerini dök,gülücükleri..yüzünün aydınlığı,bedeninin aydınlığı.
üzgünüm Duran,baharla başımıza bu çökmemeliydi, güneşi görmeye başlamıştık tam da, aydınlık günler bekliyor bizi belki, kaç gündür yağmur yağıyor, nisan yağmurları dedikleri cinsten,üşütüyor insan.
-sistem üşüttürmesin de adama,öleceksek ölelim
bandı değiştir, bütün kelimeleri değiştir, gülüşleri,bakışları değiştir, suya yaklaş,öpücüğüyle doy, ruhuyla aydınlan,onun şarkısını söyle, körün gözü ol, korkuyla,sükunetle, bütün kelimelerini dök,gülücükleri..yüzünün aydınlığı,bedeninin aydınlığı.
18 Nisan 2009 Cumartesi
gılgamış ve iştar/erkek ve kadın
Kirini yıkadı, silahlarını parlattı, başını sallayarak saçının tutamlarını arkaya attı.
Kirli giysisini fırlatıp temizini giydi, savaş giysisini giyip beline işlemeli kemerini kuşandı.
Gılgamış krallık tacını giyince, Gılgamış'ın güzelliği İştar'ın güzel gözlerini kamaştırdı:
"Gel Gılgamış! Benim güveyim ol! Bana meyveni armağan et, armağan etsene! Sen benim kocam ol, ben senin karın olayım! Sana altından ve lacivert taşından yapılmış koşu arabaları koşturayım! Tekerlekleri altın, boynuzları ayna gibi parlayan madenden olsun! Buna ruhlar, dev gibi katırlar koşulsun! Sen evimize girince seni katran kokuları karşılasın. Büyük rahipler ve soylular ayaklarını öpsünler! Krallar, büyükler ve beyler ayaklarının altına diz çöksünler! Dağların ve ülkelerin ürünlerini sana vergi olarak getirsinler! Sana keçiler üçüz, koyunlar ikiz yavrulasın! Senin sıpan bir ester yüküyle koşsun! Arabanın önündeki atın, yarışta birinci olsun! Boyunduruktaki öküzlerinin eşi olmasın!"
Gılgamış, konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:
"Seni ha! ... Seninle evlenirsem ne kazanacağım? Nasıl olsa kendimi yağlayacak yağım ve üstüme giyecek giysim var. Yiyecek ekmeğim ve azığım vardır, dahası, tanrılara yaraşır yemeğim, krallara özgü içkilerim bulunur!
(Bir satır eksik. Bundan sonraki parçada, Gılgamış, Tanrıça'yı şu biçimde aşağılıyor.)
...
Sen, soğukta ısıtmayan bir örtüsün! Sen rüzgara ve fırtınaya engel olmayan uydurma bir kapısın! Sen, üstüne örtüleni altında ezen bir fil derisisin! Sen, içinde toplantı yapan yiğitlerin üstüne çöken bir saraysın, sen taşıyıcısının üstünde eriyen bir ziftsin! Sen, taşıyıcısının üstünde boşalan bir kırbasın! Sen taş duvarı çatlatan bir kireçsin! Sen,düşman ülkesini çeken bir yemişsin. Giyeni sıkan bir ayakkabısın! Dostlarından hangisini sonsuz olarak sevdin? Çobanlarından hangisini sürekli olarak beğendin? Haydi sevgililerinin adlarını sayayım!
(Bir satır eksik.)
Senin gençliğinin sevgilisi olan Tammuz'a, yıldan yıla ağıtı yazgı kıldın. Sen, renkli çoban kuşunun aşkına düştün; ama ona da vurup kanadını kırdın; şimdi o, ormanlarda "kappi" diye bağırıp duruyor! Sen, gücü üstün olan aslanın aşkına düştün; ama sonra ona yedi ve yedi tuzak çukurları kazdın. Sen, savaşa alışkın olan atın aşkına düştün; ama sonra ona kırbaç, bizlengiç ve kamçıyı yazgı kıldın; iki kez yedi saat koşmayı yazgı kıldın; ona suyu bulandırıp içirmeyi yazgı kıldın; anası Silili'ye sürekli yası yazgı kıldın! Sen, koyun çobanının aşkına düştün; o, sana durmadan köz yığıp, günü gününe oğlaklar getirdi; ama sonra ona vurup kurda döndürdün, şimdi de kendi küçük çobanları onu kovalıyorlar; dahası, kendi köpekleri bacaklarını ısırıyorlar. Sonra sen, babanın hurma bahçıvanı olan İşullanu'nun aşkına düştün; o, sana durmadan bir sepet hurma getirip günü gününe sofranı donatırdı; ama sonra ona göz atarak yaklaştın:
İşullanu'cığım.... yiyelim dedin.
(Bir satır çevrilememiştir.)
İşullanu şu yanıtı verdi:
"Sen benden ne istiyorsun? Sanki anam benim için pişirmedi mi? Ne diye kokmuş, çürümüş yemekleri yiyecekmişim?.. öyle ekmek ki, kabuğu sazdan ve dikendendir."
(Bir satır eksik)
Sen onun söylediği bu sözleri duyduktan sonra, ona vurup onu...döndürdün ve bahçenin içine bıraktın.
(Bir satır çevrilememiştir.)
Şimdi beni seversen, beni de onlar gibi yaparsın."
O, İştar, bunu duyar duymaz öfkelendi; yukarıya gökyüzüne çıktı. İştar, babası Anu'nun huzuruna gitti. O, anası Antum'un huzuruna gitti ve dedi:
"Babam! Gılgamış bana sövüyordu! Gılgamış bana kokmuş, çürümüş şeyleri saydı.Kokmuş, çürümüş şeyleri!"
Anu konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:
"Önce sen kavgaya başlamadın mı ki? O, sana kokmuş şeyleri saydı. Kokmuş, çürümüş şeyleri!"
İştar, konuşmak için ağzını açıp babası Anu'ya dedi:
"Babam, Gılgamış'ı öldürmesi için bana gökyüzünün boğasını ver!
(Bir satır eksik)
Fakat sen gökyüzünün boğasını bana vermezsen, o zaman ben, cehennemin kapılarını kırar, direklerini fırlatır, kapıları ardına dek açarım. Yaşayanları yemeleri için ölüleri kaldırırım. Dirileri yesinler diye. O zaman dünyada ölüler dirilerden çok olur!"
Anu, konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:
"Kızım, benden istediğini yaparsam, yedi kavuz yılları olur. İnsanlar için buğday biriktirdin mi? Hayvanlar için ot bitirdin mi?"
İştar, konuşmak için ağzını açıp babası Anu'ya dedi:
"Baba, insanlar için buğday yığdım, hayvanlar için de ot sağladım! Onların yedi kavuz yıllarında doymaları için insanlara buğday topladım; hayvanlara ot yetiştirdim."
Anu, onun bu sözünü doyunca, gökyüzünün boğasının zincirini İştar'ın eline teslim etti. O, boğayı yere indirmek için alıp aşağı götürdü ve onu Uruk ağılına sürdü.
Gökyüzünün boğası korku salarak aşağı indi. O, birinci solumasında yüz kişi devirdi; iki yüz devirdi; üç yüz kişi...
İkinci solumasında yüz daha devirdi. İki yüz daha, üç yüz kişi daha...
Kirli giysisini fırlatıp temizini giydi, savaş giysisini giyip beline işlemeli kemerini kuşandı.
Gılgamış krallık tacını giyince, Gılgamış'ın güzelliği İştar'ın güzel gözlerini kamaştırdı:
"Gel Gılgamış! Benim güveyim ol! Bana meyveni armağan et, armağan etsene! Sen benim kocam ol, ben senin karın olayım! Sana altından ve lacivert taşından yapılmış koşu arabaları koşturayım! Tekerlekleri altın, boynuzları ayna gibi parlayan madenden olsun! Buna ruhlar, dev gibi katırlar koşulsun! Sen evimize girince seni katran kokuları karşılasın. Büyük rahipler ve soylular ayaklarını öpsünler! Krallar, büyükler ve beyler ayaklarının altına diz çöksünler! Dağların ve ülkelerin ürünlerini sana vergi olarak getirsinler! Sana keçiler üçüz, koyunlar ikiz yavrulasın! Senin sıpan bir ester yüküyle koşsun! Arabanın önündeki atın, yarışta birinci olsun! Boyunduruktaki öküzlerinin eşi olmasın!"
Gılgamış, konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:
"Seni ha! ... Seninle evlenirsem ne kazanacağım? Nasıl olsa kendimi yağlayacak yağım ve üstüme giyecek giysim var. Yiyecek ekmeğim ve azığım vardır, dahası, tanrılara yaraşır yemeğim, krallara özgü içkilerim bulunur!
(Bir satır eksik. Bundan sonraki parçada, Gılgamış, Tanrıça'yı şu biçimde aşağılıyor.)
...
Sen, soğukta ısıtmayan bir örtüsün! Sen rüzgara ve fırtınaya engel olmayan uydurma bir kapısın! Sen, üstüne örtüleni altında ezen bir fil derisisin! Sen, içinde toplantı yapan yiğitlerin üstüne çöken bir saraysın, sen taşıyıcısının üstünde eriyen bir ziftsin! Sen, taşıyıcısının üstünde boşalan bir kırbasın! Sen taş duvarı çatlatan bir kireçsin! Sen,düşman ülkesini çeken bir yemişsin. Giyeni sıkan bir ayakkabısın! Dostlarından hangisini sonsuz olarak sevdin? Çobanlarından hangisini sürekli olarak beğendin? Haydi sevgililerinin adlarını sayayım!
(Bir satır eksik.)
Senin gençliğinin sevgilisi olan Tammuz'a, yıldan yıla ağıtı yazgı kıldın. Sen, renkli çoban kuşunun aşkına düştün; ama ona da vurup kanadını kırdın; şimdi o, ormanlarda "kappi" diye bağırıp duruyor! Sen, gücü üstün olan aslanın aşkına düştün; ama sonra ona yedi ve yedi tuzak çukurları kazdın. Sen, savaşa alışkın olan atın aşkına düştün; ama sonra ona kırbaç, bizlengiç ve kamçıyı yazgı kıldın; iki kez yedi saat koşmayı yazgı kıldın; ona suyu bulandırıp içirmeyi yazgı kıldın; anası Silili'ye sürekli yası yazgı kıldın! Sen, koyun çobanının aşkına düştün; o, sana durmadan köz yığıp, günü gününe oğlaklar getirdi; ama sonra ona vurup kurda döndürdün, şimdi de kendi küçük çobanları onu kovalıyorlar; dahası, kendi köpekleri bacaklarını ısırıyorlar. Sonra sen, babanın hurma bahçıvanı olan İşullanu'nun aşkına düştün; o, sana durmadan bir sepet hurma getirip günü gününe sofranı donatırdı; ama sonra ona göz atarak yaklaştın:
İşullanu'cığım.... yiyelim dedin.
(Bir satır çevrilememiştir.)
İşullanu şu yanıtı verdi:
"Sen benden ne istiyorsun? Sanki anam benim için pişirmedi mi? Ne diye kokmuş, çürümüş yemekleri yiyecekmişim?.. öyle ekmek ki, kabuğu sazdan ve dikendendir."
(Bir satır eksik)
Sen onun söylediği bu sözleri duyduktan sonra, ona vurup onu...döndürdün ve bahçenin içine bıraktın.
(Bir satır çevrilememiştir.)
Şimdi beni seversen, beni de onlar gibi yaparsın."
O, İştar, bunu duyar duymaz öfkelendi; yukarıya gökyüzüne çıktı. İştar, babası Anu'nun huzuruna gitti. O, anası Antum'un huzuruna gitti ve dedi:
"Babam! Gılgamış bana sövüyordu! Gılgamış bana kokmuş, çürümüş şeyleri saydı.Kokmuş, çürümüş şeyleri!"
Anu konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:
"Önce sen kavgaya başlamadın mı ki? O, sana kokmuş şeyleri saydı. Kokmuş, çürümüş şeyleri!"
İştar, konuşmak için ağzını açıp babası Anu'ya dedi:
"Babam, Gılgamış'ı öldürmesi için bana gökyüzünün boğasını ver!
(Bir satır eksik)
Fakat sen gökyüzünün boğasını bana vermezsen, o zaman ben, cehennemin kapılarını kırar, direklerini fırlatır, kapıları ardına dek açarım. Yaşayanları yemeleri için ölüleri kaldırırım. Dirileri yesinler diye. O zaman dünyada ölüler dirilerden çok olur!"
Anu, konuşmak için ağzını açıp görkemli İştar'a dedi:
"Kızım, benden istediğini yaparsam, yedi kavuz yılları olur. İnsanlar için buğday biriktirdin mi? Hayvanlar için ot bitirdin mi?"
İştar, konuşmak için ağzını açıp babası Anu'ya dedi:
"Baba, insanlar için buğday yığdım, hayvanlar için de ot sağladım! Onların yedi kavuz yıllarında doymaları için insanlara buğday topladım; hayvanlara ot yetiştirdim."
Anu, onun bu sözünü doyunca, gökyüzünün boğasının zincirini İştar'ın eline teslim etti. O, boğayı yere indirmek için alıp aşağı götürdü ve onu Uruk ağılına sürdü.
Gökyüzünün boğası korku salarak aşağı indi. O, birinci solumasında yüz kişi devirdi; iki yüz devirdi; üç yüz kişi...
İkinci solumasında yüz daha devirdi. İki yüz daha, üç yüz kişi daha...
gılgamış ve enkidu
"Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı..."
destan böyle başlıyor,enkidu ile gılgamışın düşmanlıklarının ve dostluklarının öyküsü,ve daha milyon şeyin öyküsü bu, dinleyin!
"Onun, yurdu dağlar olan Engidu'nun, önceleri ceylanlarla ot yiyen adamın, kalabalığın sütünü emenin, şimdi önüne yemek koydular. O, utanarak gözünü dikiyor, bakıyordu. Engidu ekmek yemesini bilmiyor, içki içmesini anlamıyor!
Fahişe ağzını açıp Engidu'ya dedi:
"Engidu, ekmek ye! Bu, yaşamın koşuludur! İçki iç! Bu, ülkenin göreneğidir!"
Engidu, doyuncaya dek ekmek yedi. Yedi küp içki içti. İçi açıldı, neşe buldu.
Yüreğine açıklık geldi, yüzü parladı. Kıllı, pis gövdesini sıvadı, kendi kendini yağladı,insana döndü. Sonra bir giysi giydi, artık adam oldu. Arslanların üstüne yürümek için silahını aldı. Çobanlar geceleri uykuya daldı. Kurtları yakaladı, arslanları kovaladı. Eski bekçiler rahat ettiler. O, güçten üstün insan, o erkeklerin bir tanesi Engidu, bunlara bekçi oldu."
.....
Akşam dinlenmesine gitmek için birbirleriyle sözleştiler. Gece yarısı onun uykusu kaçtı, düşünü Engidu'ya anlattı:
"Arkadaş, nasıl? Sen beni uykumdan ne diye tedirgin ettin? Ben niçin uyanığım?
Engidu, arkadaş, ben bir düş gördüm... Sen beni uykumdan tedirgin ettin? Ben niçin uyanığım? Birinci düşümün üstüne, ikinci düşüm göründü; derin dağ diplerinde duruyorduk, hemen dağ devrildi... Beni yere yıktı. Dağ ayaklarımı yakaladı ve onları bırakmadı. Biz onun karşısında küçük saz sinekleri gibi kaldık... Öyle aydınlıktı ki. Bana bir adam göründü. Ülkede en güzel oydu. Pek güzeldi. O beni dağın altından çekti, bana su içirdi. Yüreğim ferahladı. Ayaklarımı yere değdirdi."
destan böyle başlıyor,enkidu ile gılgamışın düşmanlıklarının ve dostluklarının öyküsü,ve daha milyon şeyin öyküsü bu, dinleyin!
"Onun, yurdu dağlar olan Engidu'nun, önceleri ceylanlarla ot yiyen adamın, kalabalığın sütünü emenin, şimdi önüne yemek koydular. O, utanarak gözünü dikiyor, bakıyordu. Engidu ekmek yemesini bilmiyor, içki içmesini anlamıyor!
Fahişe ağzını açıp Engidu'ya dedi:
"Engidu, ekmek ye! Bu, yaşamın koşuludur! İçki iç! Bu, ülkenin göreneğidir!"
Engidu, doyuncaya dek ekmek yedi. Yedi küp içki içti. İçi açıldı, neşe buldu.
Yüreğine açıklık geldi, yüzü parladı. Kıllı, pis gövdesini sıvadı, kendi kendini yağladı,insana döndü. Sonra bir giysi giydi, artık adam oldu. Arslanların üstüne yürümek için silahını aldı. Çobanlar geceleri uykuya daldı. Kurtları yakaladı, arslanları kovaladı. Eski bekçiler rahat ettiler. O, güçten üstün insan, o erkeklerin bir tanesi Engidu, bunlara bekçi oldu."
.....
Akşam dinlenmesine gitmek için birbirleriyle sözleştiler. Gece yarısı onun uykusu kaçtı, düşünü Engidu'ya anlattı:
"Arkadaş, nasıl? Sen beni uykumdan ne diye tedirgin ettin? Ben niçin uyanığım?
Engidu, arkadaş, ben bir düş gördüm... Sen beni uykumdan tedirgin ettin? Ben niçin uyanığım? Birinci düşümün üstüne, ikinci düşüm göründü; derin dağ diplerinde duruyorduk, hemen dağ devrildi... Beni yere yıktı. Dağ ayaklarımı yakaladı ve onları bırakmadı. Biz onun karşısında küçük saz sinekleri gibi kaldık... Öyle aydınlıktı ki. Bana bir adam göründü. Ülkede en güzel oydu. Pek güzeldi. O beni dağın altından çekti, bana su içirdi. Yüreğim ferahladı. Ayaklarımı yere değdirdi."
16 Nisan 2009 Perşembe
neyzen tevfik bey tarafından
bu ızdırabın sonu yok sanma bu alem de geçer..
aydınlat bizi ey...(kime yalvarayım,isteğimi belirteyim acaba, tanrımı kaybettim)
boşluğa konuşuyoruz, yazıyoruz..
-içimizi karattın!
-ben mi? ne alaka..beni suçlama,alem böyle, bir aydınlık bir karanlık,ne yapsanız fayda etmiyor
-ben kırabilirim bu döngüyü
-boş çaba
-iradem var ama, yaparım
-dene ama bence boş çaba, bırak.
-ne yapayım o zaman? bana bi iş söyle yapayım
-içini karart otur, aydınlanmasını bekle
-nasıl yapayım, bekleyerek mi?
-yok yok, uğraş yine bişeylerle ama bi yandan da bekle..
-boşuna bir çaba o da
-beklemek mi, bişeyler yapmak mı?
-telvin..halden hale akmak.
-canın sıkılmıyor mu bu meselelerden?
-hem de çok, niye bu tür şeyler aklıma geliyor bilmiyorum, başkalarının aklına geliyor mu acep?evet geliyor, tanıyorum bir kaçını..diğerleri hakkında yorum yapamam,görmem lazım.
-akıl akıl çok akıl bok akıl.
aydınlat bizi ey...(kime yalvarayım,isteğimi belirteyim acaba, tanrımı kaybettim)
boşluğa konuşuyoruz, yazıyoruz..
-içimizi karattın!
-ben mi? ne alaka..beni suçlama,alem böyle, bir aydınlık bir karanlık,ne yapsanız fayda etmiyor
-ben kırabilirim bu döngüyü
-boş çaba
-iradem var ama, yaparım
-dene ama bence boş çaba, bırak.
-ne yapayım o zaman? bana bi iş söyle yapayım
-içini karart otur, aydınlanmasını bekle
-nasıl yapayım, bekleyerek mi?
-yok yok, uğraş yine bişeylerle ama bi yandan da bekle..
-boşuna bir çaba o da
-beklemek mi, bişeyler yapmak mı?
-telvin..halden hale akmak.
-canın sıkılmıyor mu bu meselelerden?
-hem de çok, niye bu tür şeyler aklıma geliyor bilmiyorum, başkalarının aklına geliyor mu acep?evet geliyor, tanıyorum bir kaçını..diğerleri hakkında yorum yapamam,görmem lazım.
-akıl akıl çok akıl bok akıl.
13 Nisan 2009 Pazartesi
12 Nisan 2009 Pazar
serbesti
kemençeler içiçe giriyor,nerenin bilmiyorum..
ben içiçe giriyorum,duramıyorum,durdurmaksa hiç istemiyorum,aksın,gitsin,gelgitgelgitgel..
şu mitoloji yorumcularının mitleri yorumlayışları çok ilginç,bir türlü anlayamıyorum. adam, mesela homeros ya da grekler ya da sümerler bişeyler yazmışlar sonra da bizim yorumcularımız bunlardan o toplumun yapısıyla ilgili düşüncelere varıyorlar. evet doğrudur,mitlerden çıkarımlar yapabilirsiniz,karakterlerden,rollerden kimin ne olduğunu ve ona ne kimlik atfedildiğini anlayabilirsiniz kısmen, peki buradan sonra bir soru daha? ya eğer iyinin karşısında kötü yoksa,aydınlığın karşısında karanlık yoksa,varlığın karşısında yokluk yoksa?
bu tür örnekler var mı bilmiyorum,sümerlerin mitlerinde ben bu ayrımları bazen görüyorum, bazen görmüyorum..mayaların mitlerinde ben bu ayrımları bazen görüyorum bazen görmüyorum.bu benim eksikliğim mi acaba diye sormaktan geri kalmayayım değil mi buraya kadar gelmişken..
ben biraz da günlük pratiklerde bu çıkarımların bulanıklaştığını görüyorum,yani gündelik hayat.
-peki bunun mitlerle ne alakası var?
-mitlerde biraz da netlik vardır, iyi bellidir, kendini anlatır,kötü bellidir,kendini anlatır. yazar anlatıronları, kimin kim olduğu belli olmalıdır. bu biraz da 'iktidar' veya 'güç' alanına girildiğinde netleşiyor, ayrımları net koyabilme ihtimaliniz artıyor. tabi ön varsayımımızda iktidarı ne olarak kurduğumuzla da ilgili.bu meseleyi fazla kurcalamayacağım şu anda herkes kendi hesabını yapsın.
-günlük hayatta ne var?
-iktidar var bir kere,bunun dışında bir de birliktelik var,ezmesiz,sadesinden..
-imkansız! mutlaka güç vardır,heryerdedir
-tanrının olduğunu nerden çıkardın şimdi
-var tabi,kudret ondadır
-yalan
-kimin tanrısı ne acaba,kim kudreti nerde arıyor
-bazıları zor durumlarda tanrılarına giderler,onlardan özür dilerler, onunla konuşurlar,dileklerini dilerler. sonra hayatlarına dönerler,orda da içiçedirler tanrılarıyla,ama barışçıl bir ilişki kurarlar,korkutan tanrı değil,güzellik getirmeye, yaratmaya kudreti olan tanrı.
-bu ilişki de değişiyor yani,
-mitolojiler ne oldu?
-toplum,tarih, upuzun..ta derinlerde bişeyler olduğunu ve bırakıldığını bilmek insana güven veriyor,köklerle birlikte iki dünyalı hayatı yaşıyorsunuz. yarınız toprağın altında yarınız üstünde, ikisi de karmaşık,harika..
-dın dın dın,dın dın dın, dıt dırı dı dı dırı dı..
ben içiçe giriyorum,duramıyorum,durdurmaksa hiç istemiyorum,aksın,gitsin,gelgitgelgitgel..
şu mitoloji yorumcularının mitleri yorumlayışları çok ilginç,bir türlü anlayamıyorum. adam, mesela homeros ya da grekler ya da sümerler bişeyler yazmışlar sonra da bizim yorumcularımız bunlardan o toplumun yapısıyla ilgili düşüncelere varıyorlar. evet doğrudur,mitlerden çıkarımlar yapabilirsiniz,karakterlerden,rollerden kimin ne olduğunu ve ona ne kimlik atfedildiğini anlayabilirsiniz kısmen, peki buradan sonra bir soru daha? ya eğer iyinin karşısında kötü yoksa,aydınlığın karşısında karanlık yoksa,varlığın karşısında yokluk yoksa?
bu tür örnekler var mı bilmiyorum,sümerlerin mitlerinde ben bu ayrımları bazen görüyorum, bazen görmüyorum..mayaların mitlerinde ben bu ayrımları bazen görüyorum bazen görmüyorum.bu benim eksikliğim mi acaba diye sormaktan geri kalmayayım değil mi buraya kadar gelmişken..
ben biraz da günlük pratiklerde bu çıkarımların bulanıklaştığını görüyorum,yani gündelik hayat.
-peki bunun mitlerle ne alakası var?
-mitlerde biraz da netlik vardır, iyi bellidir, kendini anlatır,kötü bellidir,kendini anlatır. yazar anlatıronları, kimin kim olduğu belli olmalıdır. bu biraz da 'iktidar' veya 'güç' alanına girildiğinde netleşiyor, ayrımları net koyabilme ihtimaliniz artıyor. tabi ön varsayımımızda iktidarı ne olarak kurduğumuzla da ilgili.bu meseleyi fazla kurcalamayacağım şu anda herkes kendi hesabını yapsın.
-günlük hayatta ne var?
-iktidar var bir kere,bunun dışında bir de birliktelik var,ezmesiz,sadesinden..
-imkansız! mutlaka güç vardır,heryerdedir
-tanrının olduğunu nerden çıkardın şimdi
-var tabi,kudret ondadır
-yalan
-kimin tanrısı ne acaba,kim kudreti nerde arıyor
-bazıları zor durumlarda tanrılarına giderler,onlardan özür dilerler, onunla konuşurlar,dileklerini dilerler. sonra hayatlarına dönerler,orda da içiçedirler tanrılarıyla,ama barışçıl bir ilişki kurarlar,korkutan tanrı değil,güzellik getirmeye, yaratmaya kudreti olan tanrı.
-bu ilişki de değişiyor yani,
-mitolojiler ne oldu?
-toplum,tarih, upuzun..ta derinlerde bişeyler olduğunu ve bırakıldığını bilmek insana güven veriyor,köklerle birlikte iki dünyalı hayatı yaşıyorsunuz. yarınız toprağın altında yarınız üstünde, ikisi de karmaşık,harika..
-dın dın dın,dın dın dın, dıt dırı dı dı dırı dı..
8 Nisan 2009 Çarşamba
bir ne gibi acaba
bir salak gibi olabilir.kapat...
diyarbakır'da doğal alanda nergis yetişiyor,türkiye'de ege,akdeniz ve diyarbakır çevresindeymiş.kızlarının isimleri nergis mesela,bi yeri var yani..
şu gidip gidip bir anda yolunu değiştiren hamamböceği ben miyim yoksa?yok yok değilim.kadınlar öyledir der tülin abla gibileri. kimbilir.kon kon daldan dala kon, sonun ne olacak acaba..
bunu merak etmek hiç bir işe yaramıyor çoğu zaman,yaşamak istiyorsunuz işte,sonuna kadar..
ölüm var evet,o zaman sonuna kadar yaşamaya değer!
hayat her an yeniden doğuyor,yeniden batıyor, deviniyor,sarsılıyor, aynı güneş gibi..
gaz bunlar,unutacam fikirleri, hayatım kalacak geride.öperim hayatı,ölürüm.
diyarbakır'da doğal alanda nergis yetişiyor,türkiye'de ege,akdeniz ve diyarbakır çevresindeymiş.kızlarının isimleri nergis mesela,bi yeri var yani..
şu gidip gidip bir anda yolunu değiştiren hamamböceği ben miyim yoksa?yok yok değilim.kadınlar öyledir der tülin abla gibileri. kimbilir.kon kon daldan dala kon, sonun ne olacak acaba..
bunu merak etmek hiç bir işe yaramıyor çoğu zaman,yaşamak istiyorsunuz işte,sonuna kadar..
ölüm var evet,o zaman sonuna kadar yaşamaya değer!
hayat her an yeniden doğuyor,yeniden batıyor, deviniyor,sarsılıyor, aynı güneş gibi..
gaz bunlar,unutacam fikirleri, hayatım kalacak geride.öperim hayatı,ölürüm.
7 Nisan 2009 Salı
zaman dili
kız öyle gezme ince basma adından söz edilir,sendeki işve anamda olsa babam geri dirilir,domur domur emceklerin mintanını gerdirir,sendeki işve anamda olsa babam geri dirilir..
geçti artık bişeyler, geri dönüş yok, istesek mi istemesek miye bakmaz, geçti işte, bambaşka bişeyin içerisindeyiz şimdi,
seni bana mevlam değil kendim kendime yazdım(2),tabancamın kabzasına adım bıçakla kazdım(2),ben eskiden uslu idim seni gördüm de azdım(2),tabancamın kabzasına adım bıçakla kazdım(2)..
hayat ellerini açmış,ellerimizi açalım biz de, başka çıkış yolu bulamıyorum, yoksa çok meraklı değilim walla..
insan doğası eylemeyi seviyor,bir şekilde kaosu seviyor,kendi ortamıyla oynuyor, algılarıyla oynuyor, cansıkısıntısından başka bişeyden değil..
buraya bütün şarkıları mı yazayım, zannetmem.
bi karar vermek zorundasınız çoğu zaman,yırtamıyorsunuz her zaman,kahretsin dediğiniz an geç olmasın.ayık olalım beyler! ne bu erkeklik hali,kadınlığımdan belki,dengelemek meselesi..
bahar geldi evet, güzel bir bahar yaşıyorum, havanın daha uzun süre boktan olması canımı çok sıktı, nihayet güneşle birlikteyim,yaza kadar götürür bu beni,iyiyim o açıdan,zaten bahar gelmemiş olsa şu an ölmüş olabilirdim.
yoksul,zengin,normal,canlı, bıkkın,sallamaz,bir şekilde gidiyor işte...
geçti artık bişeyler, geri dönüş yok, istesek mi istemesek miye bakmaz, geçti işte, bambaşka bişeyin içerisindeyiz şimdi,
seni bana mevlam değil kendim kendime yazdım(2),tabancamın kabzasına adım bıçakla kazdım(2),ben eskiden uslu idim seni gördüm de azdım(2),tabancamın kabzasına adım bıçakla kazdım(2)..
hayat ellerini açmış,ellerimizi açalım biz de, başka çıkış yolu bulamıyorum, yoksa çok meraklı değilim walla..
insan doğası eylemeyi seviyor,bir şekilde kaosu seviyor,kendi ortamıyla oynuyor, algılarıyla oynuyor, cansıkısıntısından başka bişeyden değil..
buraya bütün şarkıları mı yazayım, zannetmem.
bi karar vermek zorundasınız çoğu zaman,yırtamıyorsunuz her zaman,kahretsin dediğiniz an geç olmasın.ayık olalım beyler! ne bu erkeklik hali,kadınlığımdan belki,dengelemek meselesi..
bahar geldi evet, güzel bir bahar yaşıyorum, havanın daha uzun süre boktan olması canımı çok sıktı, nihayet güneşle birlikteyim,yaza kadar götürür bu beni,iyiyim o açıdan,zaten bahar gelmemiş olsa şu an ölmüş olabilirdim.
yoksul,zengin,normal,canlı, bıkkın,sallamaz,bir şekilde gidiyor işte...
5 Nisan 2009 Pazar
yüzler
yüzler bize ne anlatır?
saçma gelebilir ama bir ara kara kalem çizerken insanların yüzlerinin aslında bir kaç hattaki ayrıntılar olduğunu farkettim,iki çizgi ekleyince gülümseyiveriyorsunuz..
peki biz yüze baktığımızda ne olur?
bu sefer başka bir şeyin içine akarız, duygunun, hisin, bir halin içerisinde bakarız insanların güzelim yüzlerine,bu ne kadar etkileyebilir ki değil mi?etkiler hem de çok.ancak sizin sezgilerinize bağlı bir durum biraz bu. eğer bakıyorsanız görürsünüz, anlarsınız..herkesin hayatları bir yerlere akıyor. ne demişti koca antonio 'dağlardan aşağıya akan dereler bir daha geri çıkamayacak'ne alaka..canım sen de amma kokuttun ortalığı..insanların yüzleri onların hallerini anlatır mesela,nasıl olduklarının aynasıdır.
(...suskunluk...)
onlar oldukları halleriyledirler şu anda, herkes gibi, bir tarihi olan..mesela bir kadın bir fotoğrafta gülümsüyor, kime gülümsüyor acaba,bir adam fotoğrafı çeken göze bakıyor, insanların yüzü ne anlatır bize?
peki hayvanların yüzleri..onlar çok güzeller, farklı farklılar,insanlar gibi,bütün kediler farklı farklı mesela..
çok ağır bir süreç bu, kanser gibi,iyileşiyor mu yoksa gelişiyor mu bilmiyorum, kararsızım. biraz biraz.
saçma gelebilir ama bir ara kara kalem çizerken insanların yüzlerinin aslında bir kaç hattaki ayrıntılar olduğunu farkettim,iki çizgi ekleyince gülümseyiveriyorsunuz..
peki biz yüze baktığımızda ne olur?
bu sefer başka bir şeyin içine akarız, duygunun, hisin, bir halin içerisinde bakarız insanların güzelim yüzlerine,bu ne kadar etkileyebilir ki değil mi?etkiler hem de çok.ancak sizin sezgilerinize bağlı bir durum biraz bu. eğer bakıyorsanız görürsünüz, anlarsınız..herkesin hayatları bir yerlere akıyor. ne demişti koca antonio 'dağlardan aşağıya akan dereler bir daha geri çıkamayacak'ne alaka..canım sen de amma kokuttun ortalığı..insanların yüzleri onların hallerini anlatır mesela,nasıl olduklarının aynasıdır.
(...suskunluk...)
onlar oldukları halleriyledirler şu anda, herkes gibi, bir tarihi olan..mesela bir kadın bir fotoğrafta gülümsüyor, kime gülümsüyor acaba,bir adam fotoğrafı çeken göze bakıyor, insanların yüzü ne anlatır bize?
peki hayvanların yüzleri..onlar çok güzeller, farklı farklılar,insanlar gibi,bütün kediler farklı farklı mesela..
çok ağır bir süreç bu, kanser gibi,iyileşiyor mu yoksa gelişiyor mu bilmiyorum, kararsızım. biraz biraz.
4 Nisan 2009 Cumartesi
2 den 1 e
-ne oluyor?
-yüz bin kere bu soruyu sorduğun yetmedi mi?
-ne zaman?
-hep aklına geldikçe unutmuş oluyorsun demek ki sorduğunu
-yoksa bu kadar inatçı olmazdım değil mi?
-evet abarttın biraz..
gülüşmeler
-evet
-nerde akıyoruz?
-başkalarının kafalarında akıyor muyuz lan yoksa?
-yok abi fotoğrafız sadece
-diyosun
gülümseyiş ve devam
-hayır
-akıyoruz
-hareketi algılıyoruz
-onu hafızaya alıyoruz
-bunu modernleştirip matematiksel olarak ispatlar mı yapmamız lazım?
-işte adamlar diyor ki güvenilir olman için bunu integrale dökmen lazım diyorlar,bütün parçadan oluşur yani diyorlar
-doğru değil mi?
-her zaman değil, mesele orda...
-akış parçadan oluşmaz,parçalarını ihtiva eder.
-boşluk var yani parçacıklar arasında
-konuştuğumuz konu insanın kafasındaki görüntüler akışkan mı fotoğraf mı.kaçırmayalım
-yani bir her an fotoğraflayıp birleştiriyoruz diyorlar ya,o fikir bence yanlış.
-sence ne peki?
-hareket algısı sürekli birşey, kulaklarımızı açalım duyalım
-deneyelim
-duralım
-duramayız
-akıyor.
-hafızalarımızdaki insanlar fotoğraf değildir, biz hareketlerini izleriz, aklımızda kalır.öyle düşleriz bazen onları.
-peki fotoğraf ne?
-1 saniye demek mesela fotoğraf. mayalar astronomide ve matematikte o kadar ileriydiler ama saat saniye türü şeylere bölmediler hayatı. "0"ı bulan adamlar, bir yılın 365 gün olduğunu söyleyen,günün içerisindeki periyotları sabah öğlen akşam gece sabaha karşı gibi ifadelerle anlatan bu insanlar neden daha da bölebilecekleri bir şeyi bölmediler?
-tacizci ve modern değillerdi çünkü.
-biz herşeyi biliriz, hakimiz,kerimiz demediler, değillerdi de zaten
-modernler dedi ki bak ben küçük fotoğraf parçalarını altalta koyup sonra birinci sayfadan başlayacak şekilde hızlı bir şekilde oynatırsam 1,2,3,4,5,6,7,8,9,...vs vs
-ve çizgi filmi bir hareketli bir şekilde izliyoruz
-evet, bunun insanın algısında ZATEN böyle olduğunu söylüyorlar, biz yedik abi bitirdik hareket olayını diyorlar.
-salaklar.
-hareket akar, evet doğrudur kağıtlardaki çizimlerden çizgi film üretmek mümkün ancak bi de tersten gidelim
-hareketten fotoya gelelim.
-enstantane yani diyorsun
-hı hım..insanlar resimler çizdiler değil mi bin yıllardır?
-anı dondurmak mıydı amaçları onların?
-bilmiyorum, fotoğraf hareketi barındırır mı içerisinde, evet barındırabilir..
-bazı fotoğraflar hareket barındırır, bu enstantane değerinize pek bağlı olan birşey değildir,o değerler teknik olarak hareketi zaten halihazırda var olan sayılar sistemiyle algılamanızı dayatıp hareketi kaçırmanızı sağlar, 2 saniyeli bir çekimdeki hareketli objenin gölgesi evet hmmm dedirtiyor,ancak bu yetmez, ruhu olması gerekiyor, yani bir ortamdaki bir durumda ortamı görmeniz gerekiyor. o bütünlük içerisinde algılamanız gerekiyor hareketi
-bazı fotoğraflar hareketlidir. bir an gibi duran hareketli resimler. içine girilern fotoğraflar bunlar.
-ruhunuzu kaybetmeyin!
-söyleyeceklerim bu kadar
-1 e merhaba, unutma 2 de var..
-tek tektir,iki herşeydir
-öteki yani mesele..
-ne alaka ya..nerden geldin şimdi buraya,
-bütün saygınlığın bitti kahretsin,ne demişti hasip kaplan 'batsın bu dünya':)
-görüşürüz canım.
-walla
-yüz bin kere bu soruyu sorduğun yetmedi mi?
-ne zaman?
-hep aklına geldikçe unutmuş oluyorsun demek ki sorduğunu
-yoksa bu kadar inatçı olmazdım değil mi?
-evet abarttın biraz..
gülüşmeler
-evet
-nerde akıyoruz?
-başkalarının kafalarında akıyor muyuz lan yoksa?
-yok abi fotoğrafız sadece
-diyosun
gülümseyiş ve devam
-hayır
-akıyoruz
-hareketi algılıyoruz
-onu hafızaya alıyoruz
-bunu modernleştirip matematiksel olarak ispatlar mı yapmamız lazım?
-işte adamlar diyor ki güvenilir olman için bunu integrale dökmen lazım diyorlar,bütün parçadan oluşur yani diyorlar
-doğru değil mi?
-her zaman değil, mesele orda...
-akış parçadan oluşmaz,parçalarını ihtiva eder.
-boşluk var yani parçacıklar arasında
-konuştuğumuz konu insanın kafasındaki görüntüler akışkan mı fotoğraf mı.kaçırmayalım
-yani bir her an fotoğraflayıp birleştiriyoruz diyorlar ya,o fikir bence yanlış.
-sence ne peki?
-hareket algısı sürekli birşey, kulaklarımızı açalım duyalım
-deneyelim
-duralım
-duramayız
-akıyor.
-hafızalarımızdaki insanlar fotoğraf değildir, biz hareketlerini izleriz, aklımızda kalır.öyle düşleriz bazen onları.
-peki fotoğraf ne?
-1 saniye demek mesela fotoğraf. mayalar astronomide ve matematikte o kadar ileriydiler ama saat saniye türü şeylere bölmediler hayatı. "0"ı bulan adamlar, bir yılın 365 gün olduğunu söyleyen,günün içerisindeki periyotları sabah öğlen akşam gece sabaha karşı gibi ifadelerle anlatan bu insanlar neden daha da bölebilecekleri bir şeyi bölmediler?
-tacizci ve modern değillerdi çünkü.
-biz herşeyi biliriz, hakimiz,kerimiz demediler, değillerdi de zaten
-modernler dedi ki bak ben küçük fotoğraf parçalarını altalta koyup sonra birinci sayfadan başlayacak şekilde hızlı bir şekilde oynatırsam 1,2,3,4,5,6,7,8,9,...vs vs
-ve çizgi filmi bir hareketli bir şekilde izliyoruz
-evet, bunun insanın algısında ZATEN böyle olduğunu söylüyorlar, biz yedik abi bitirdik hareket olayını diyorlar.
-salaklar.
-hareket akar, evet doğrudur kağıtlardaki çizimlerden çizgi film üretmek mümkün ancak bi de tersten gidelim
-hareketten fotoya gelelim.
-enstantane yani diyorsun
-hı hım..insanlar resimler çizdiler değil mi bin yıllardır?
-anı dondurmak mıydı amaçları onların?
-bilmiyorum, fotoğraf hareketi barındırır mı içerisinde, evet barındırabilir..
-bazı fotoğraflar hareket barındırır, bu enstantane değerinize pek bağlı olan birşey değildir,o değerler teknik olarak hareketi zaten halihazırda var olan sayılar sistemiyle algılamanızı dayatıp hareketi kaçırmanızı sağlar, 2 saniyeli bir çekimdeki hareketli objenin gölgesi evet hmmm dedirtiyor,ancak bu yetmez, ruhu olması gerekiyor, yani bir ortamdaki bir durumda ortamı görmeniz gerekiyor. o bütünlük içerisinde algılamanız gerekiyor hareketi
-bazı fotoğraflar hareketlidir. bir an gibi duran hareketli resimler. içine girilern fotoğraflar bunlar.
-ruhunuzu kaybetmeyin!
-söyleyeceklerim bu kadar
-1 e merhaba, unutma 2 de var..
-tek tektir,iki herşeydir
-öteki yani mesele..
-ne alaka ya..nerden geldin şimdi buraya,
-bütün saygınlığın bitti kahretsin,ne demişti hasip kaplan 'batsın bu dünya':)
-görüşürüz canım.
-walla
3 Nisan 2009 Cuma
iz sürücü
-canım
-canım
-kimsin sen?
-korkma..sesimi kıstım ki rahatsız olma..
-uykuma bakıyorum
-görüşürüz
-uzun bir güneşsizlik zamanı geçti
-evet
-newroz geldi
-bahar kokusu ve havası insanı bi hoş ediyor
-tabi nefes alabilirsen
-geyik
-geyik
-kaybettim, bulanınız var mı?
-hislerimi bağladım ard arda
-sonra topak yapıp attın değil mi?
-kaka gibi
-organik tarafından
-gelecek ne olacak?
-bana ne,hem sana ne
-sakin olalım.
-canım
-kimsin sen?
-korkma..sesimi kıstım ki rahatsız olma..
-uykuma bakıyorum
-görüşürüz
-uzun bir güneşsizlik zamanı geçti
-evet
-newroz geldi
-bahar kokusu ve havası insanı bi hoş ediyor
-tabi nefes alabilirsen
-geyik
-geyik
-kaybettim, bulanınız var mı?
-hislerimi bağladım ard arda
-sonra topak yapıp attın değil mi?
-kaka gibi
-organik tarafından
-gelecek ne olacak?
-bana ne,hem sana ne
-sakin olalım.
2 Nisan 2009 Perşembe
1 Nisan 2009 Çarşamba
duyur
içimdeki şarkı bitti..
sizin hiç arkadaşınız kayboldu mu?
biz nerede ne yaşıyorsak yaşayalım bunun gibi milyarlarca hayat var.sizin hayatınız sizedir çoğu zaman,hatta her zamandır bu.
bir insana birşey dayatılıyorsa ne yapar insan? direnir,bu kaçmak da olabilir.kaçar insan,pislikten kaçar bazen, yasalardan,akıl duvarlarından kaçar, firar eder yani..
benim arkadaşım firari,nerde olduğunu bileniniz var mı?
ben bilmiyorum,bu nokta da kalakalıyorum, donuyorum,ne yapmalıyım?her tarafı arayıp merak etmiş mi olayım?ki anneler dışında bu konuyu ciddiye alan yoktur, yanlış anlatmayayım, annemiz bizim için ağlayandır mesela,bizi merak eder, bir arkadaş gibi aynı, ve daha başka tabii ki..
rol ile gerçeklik arasında gidip gidip geliyoruz,bir sarkaç gibi, insan kafasının içinden çıkabilir mi? soru buydu evet..hep çarpıyor hayat, canlı toplum içimi harlandırıyor,firari ve isyankarları seviyorum, biliyorum..
sizin hiç arkadaşınız kayboldu mu?
biz nerede ne yaşıyorsak yaşayalım bunun gibi milyarlarca hayat var.sizin hayatınız sizedir çoğu zaman,hatta her zamandır bu.
bir insana birşey dayatılıyorsa ne yapar insan? direnir,bu kaçmak da olabilir.kaçar insan,pislikten kaçar bazen, yasalardan,akıl duvarlarından kaçar, firar eder yani..
benim arkadaşım firari,nerde olduğunu bileniniz var mı?
ben bilmiyorum,bu nokta da kalakalıyorum, donuyorum,ne yapmalıyım?her tarafı arayıp merak etmiş mi olayım?ki anneler dışında bu konuyu ciddiye alan yoktur, yanlış anlatmayayım, annemiz bizim için ağlayandır mesela,bizi merak eder, bir arkadaş gibi aynı, ve daha başka tabii ki..
rol ile gerçeklik arasında gidip gidip geliyoruz,bir sarkaç gibi, insan kafasının içinden çıkabilir mi? soru buydu evet..hep çarpıyor hayat, canlı toplum içimi harlandırıyor,firari ve isyankarları seviyorum, biliyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
