yalanlarınızdan sıkıldım
dayatmalarınızdan sıkıldım
doğrulanızı gerçekmiş gibi göstermeniz beni çileden çıkarıyor
ahlaksızlıklarınıza bin tane ayrı kılıf giydirmeniz sizi acınacak hale düşürmüyor gözümde
size acımıyorum
insanoğlunun yüz karası olduğunuzu düşünüyorum
estetik zevkten , incelikten , içten bir inançtan ne kadar uzak olduğunuz her halinizden anlaşılıyor
sizler fukuyama'nın kemiksizlerinden daha sahtekar daha ikiyüzlüsünüz
fukuyama nın size bakarak haklı olduğunu düşünüyor olduğunu düşünmek beni daha da dayanılmaz acılara sevkediyor
dedim ya siz insaoğlunun yüzkaralarısınız
hukuktan adaletten hiçbir şey anlamazsınız
yalnızca kafanızda dayatmalarınız var
bu böyle olacak diye düşünüyorsunuz
anlamaktan kavramaktan derinlemesine ölçüp biçmekten bir yıldız kadar uzaksınız
sanatla hayat boyu en ufak bir ilişkiniz olmamıştır
yaşadığımız çağı paylaştığımızı bile sanmıyorum
kafanızdaki o garip gözlüklerle dünyayı belki renksiz
belki tek renk görüyorsunuz
bilemiyorum
bazen aklımdan bunların hepsi aptal adamlar diye geçiriyorum
bazen cahiller diye
bazen eğitimsizler diye
sonra hepsine bir arada katılıyorum
topraklarını tanımayan anlayamayan koca bir insan kitlesi
hiçbir şeyi anlamıyorsunuz
hatta hiçbir şeye inanmıyorsunuz
çok iyi biliyorum bunu
yapmak için uğraştığınız şey
gücünüzü olabildiğince derinleştirecek koşulları ve kitleleri varetmek
diğer bütün söyledikleriniz
retorik
hülyalı buğulu halkı kandırmağa yönelik laflar
dünyayı sizin gibilerden kurtarmak gerek
20 Nisan 2007 Cuma
ahvallerimiz şeraitlerimiz "kim?lik"lerimiz-giriş
bilimin ve adamlarının,araştırmacılarının uzun milatlardır merak ettikleri soruların başında "insan,ne alaka?" gelmektedir..tabi bu soruyu çok merak etmiş olmalılarki insanı rasyonel bir varlık olmakla itham etmişlerdir,bu meraklı kütleye göre bu rasyonel olma zorunluluğu bir itham değil iltifattır,insanın dünya üzerinde kendini konumlaması bakımından temel teşkil eden bir bilinçlilik halidir..insan doğar,koşulları tarafından belirlenir,sonra eğitilir,öğretilir,sindirilir,tadı lezzetlidir,sonra da bu eğitim ve öğretimlerini bitirdiğnde bir posa haline gelmiştir,sessiz bir kütle olur,iş görür,ne iş olsa yapar,vatandaştır,uyruktur..
bu sırada bu eğitim ve öğretim sürecinde ona öğretilenlerin tersini yapmaya meraklı bir yığın da vardır,bunlar ilerde posa olmayı kabul etmeyecek olanlardır,işte bu noktada bir durum sözkonusu olur,anti-posacı tipler(karakter olamları için 41 fırın ekmek yemeleri gerekmektedir) posa olacakları YÖNETME görevini kendi üstlerine almak isterler,alırlar da,başarılıdırlar..madem bu adamlar onlara söylenenin tersini yaptılar,peki nasıl olur?kurallar belli değil midir? eğitim ve öğretim kimler içindir?nasıl yani?
rasyonel akıl sadece posalar içindir,onların kendi kaderleri ile ilgili bir karar almaya hakları yoktur..onlara verilen "akıl"ı anlamaya çalışsınlar,çok çalışsınlar..yönetenler için bu sadece teknik bir konudur,onlar istedikleri biçimlerde yaşarlar,akılsız olmak da onların hakkıdır,hakları vardır,onların da hakkını vermek lazımdır,oyunu belirleyen olmuşlardır..
burada bi sorun var,peki bu akıl yöneticileri de yönlendiren şey değil mi?
"rasyonel akıl" denilen şeyi bilim adamları( tabi o zamanlar bunların adı bilim adamı değildi,öyle bişey yoktu,düşünürdü onlar) niye mihenk taşı olarak koydular önlerine,büyük ihtimalle meraklarını gidermek istediler,yerçekimi bulunmuştu,"cogito ergo sum" da dünyanın üzerinde nasıl ve niçin bulunduğumuzu anlamaya başlamıştık..bunu yönetenlere sundular,onlar da "iyi o zaman, insanlara bu dünyada nasıl ve niçin bulunduğumuzu anlatalım,bizim görevimiz bu " dediler,kendilerine sistemin devamlılığı için gerekli olabilecek birkaç akılı belirlediler,gerisini insanlara dağıttılar,iyi insanlardı(!),kendileri de rasyonel akılı sevmişlerdi,bunu belli ettiler,çekinmediler,ama işlerine geldiği kadarını sevdiler,onlar ihtiyaçları olanı biliyorlardı,farkındaydılar,kelimeler de onlarındı,bilimler de.
ilk paylaştıkları şey yerin çektiği oldu,yerçekimi bulunduğuna göre ağırlık olayı da çözülmüştü,sonra yerçekimini aldılar ağırlığın içinden kütleyi buldular,kütleleri ikna ettiler,"yerçekimi olmazsa hiç bir anlamınız yok" dediler,aman ha!" dediler,"bunları kabul edin bakın nasıl da güzel oluyor" dediler,"ağırlığınızı bulacaksınız" dediler,başladılar işe...
tabi bu sessiz kütleler önceden kaale bile alınmadıkları için kaale alındıkları zannına kapılıp gönüllü oldular bu yolda..sonrası bildiğimiz şeyler,"oku oku adam ol,cennete git!"
peki şu anda neler oluyor?
oyuna devam,kütleler oyunun ilerletilmiş bi versiyonunu oynuyorlar,yönetenler de vur patlasın çal oynasındalar..temelde değişen bişey yok.
benim ne yapmam lazım?
dünya renklidir,zaman da ilaçtır,bitmedi,
bu sırada bu eğitim ve öğretim sürecinde ona öğretilenlerin tersini yapmaya meraklı bir yığın da vardır,bunlar ilerde posa olmayı kabul etmeyecek olanlardır,işte bu noktada bir durum sözkonusu olur,anti-posacı tipler(karakter olamları için 41 fırın ekmek yemeleri gerekmektedir) posa olacakları YÖNETME görevini kendi üstlerine almak isterler,alırlar da,başarılıdırlar..madem bu adamlar onlara söylenenin tersini yaptılar,peki nasıl olur?kurallar belli değil midir? eğitim ve öğretim kimler içindir?nasıl yani?
rasyonel akıl sadece posalar içindir,onların kendi kaderleri ile ilgili bir karar almaya hakları yoktur..onlara verilen "akıl"ı anlamaya çalışsınlar,çok çalışsınlar..yönetenler için bu sadece teknik bir konudur,onlar istedikleri biçimlerde yaşarlar,akılsız olmak da onların hakkıdır,hakları vardır,onların da hakkını vermek lazımdır,oyunu belirleyen olmuşlardır..
burada bi sorun var,peki bu akıl yöneticileri de yönlendiren şey değil mi?
"rasyonel akıl" denilen şeyi bilim adamları( tabi o zamanlar bunların adı bilim adamı değildi,öyle bişey yoktu,düşünürdü onlar) niye mihenk taşı olarak koydular önlerine,büyük ihtimalle meraklarını gidermek istediler,yerçekimi bulunmuştu,"cogito ergo sum" da dünyanın üzerinde nasıl ve niçin bulunduğumuzu anlamaya başlamıştık..bunu yönetenlere sundular,onlar da "iyi o zaman, insanlara bu dünyada nasıl ve niçin bulunduğumuzu anlatalım,bizim görevimiz bu " dediler,kendilerine sistemin devamlılığı için gerekli olabilecek birkaç akılı belirlediler,gerisini insanlara dağıttılar,iyi insanlardı(!),kendileri de rasyonel akılı sevmişlerdi,bunu belli ettiler,çekinmediler,ama işlerine geldiği kadarını sevdiler,onlar ihtiyaçları olanı biliyorlardı,farkındaydılar,kelimeler de onlarındı,bilimler de.
ilk paylaştıkları şey yerin çektiği oldu,yerçekimi bulunduğuna göre ağırlık olayı da çözülmüştü,sonra yerçekimini aldılar ağırlığın içinden kütleyi buldular,kütleleri ikna ettiler,"yerçekimi olmazsa hiç bir anlamınız yok" dediler,aman ha!" dediler,"bunları kabul edin bakın nasıl da güzel oluyor" dediler,"ağırlığınızı bulacaksınız" dediler,başladılar işe...
tabi bu sessiz kütleler önceden kaale bile alınmadıkları için kaale alındıkları zannına kapılıp gönüllü oldular bu yolda..sonrası bildiğimiz şeyler,"oku oku adam ol,cennete git!"
peki şu anda neler oluyor?
oyuna devam,kütleler oyunun ilerletilmiş bi versiyonunu oynuyorlar,yönetenler de vur patlasın çal oynasındalar..temelde değişen bişey yok.
benim ne yapmam lazım?
dünya renklidir,zaman da ilaçtır,bitmedi,
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)