hayat kısa,kuşlar uçuyor
hava soğuyor. en sevmediğim şey de havayla birlikte musluktan akan suyun da soğuyor olması. sabahları elimi yüzümü yıkamayı iyice zor hale getiriyor bu durum. odamda ışık açmadan günün gri bitişini izliyorum. gri günlerin sıradışılığı bu işte. bütün gün başka hiçbir renk tonu olmuyor. hep grinin tonlarıyla gün bitiyor. oda griye bakarken ve bulanırken, buika da beni siyaha boyuyor. elindeki at kuyruğu gibi kalın fırçayı yüzüme her sürüşünde gıdıklanmaya benzer bir hisse bürünüyorum. buna rağmen beni siyaha boyamaya devam ediyor. hakkında büyük konuştuğum şeyler yine başımı eziyor. tanrıyı bilebiliriz. insan delirmeyecekse mutlu olmalı. ve hayattan bir şeyler de isteyebilmeli. futursuzca hatta. gri günlerde spinoza okumak yasaklanmalı. bach'ın ve mozart'ın el pençe divanlıkla tanrılaşmalarını yiyip yutan beethoven'a da içten bir sevgi beslemeli insan. halkını tanımayan ve o halkı bir "şeyler" yapmaya uğraşarak ömrünü harcayanlar da beyaza boyanmış bir binaya toparlanıp aralarında eğleşerek ölümü beklemeliler. diğer taraftan bir kaç cesur monark çıkmalı ortaya. bir kısım barış severi kılıçtan geçirmeli. en başa john lennon ve yokoyu koymalı monarklar. sabah programları bir sevinç bir keder bir sevinç bir keder sonra bir sevinç ve bir keder daha sağanağından milyonlarca yıl kurtulmamalı. bu yolla insanlar günün birinde o programlardan birinde aniden aydınlanabilir ya da filozof bile olabilir. ama birkaç milyon yıl sonra bütün bunların herhangi bir değeri kalmış olur mu bilemiyorum. koca bir uzayda kaybolmuş bir cam misket gibiyim. chopin dinleyip dinlettiğimde bile. sapıklık yapmayı bile adam gibi becerememek bir ömrü kaybeden olarak geçireceğime delalet eder sanırım. oysa insan delirmeyecekse mutlu da olabilmeli. kendimizi yaratmak için içimizden çıkan enerjiyi de sevince ve kedere dönüştürürken elimizde olarak ya da olmadan bir etik de kurar mıyız? kurar mıyız ha dostlar? şöyle güzel parıl parıl bir etik kursak, diğer deyişle hep "doğru" karşılaşmalar kurabilsek. siz etiği hiç bir karşılaşma olarak tahayyül etmiş miydiniz? cemil meriç'in yüzünü kitap sayfalarına sürüşü misali, yüzümü notalara sürüp ağlayasım da geliyor bazen. sonra karanlık iyiden iyiye çöküyor. bir kaç evin ışığı karşıki bayırdan daha kudretle ışıldamaya başlıyor. güneşin ışığı çekilince kendini adam sanan ışıklarımız var bu bile eğlence konusu oluyor bana. oysa bir kitaplık kuruyorum. her ayrıntısıyla usulca ve zevkle uğraştığım bir kitaplık. günün birinde bukle bukle sarı saçlarıyla ufacık kızım elini atıp oradan kitaplar seçebilsin okuyabilsin, okuyamazsa da kitapların kokusuna aşina olsun diye, bir kitaplık kuruyorum. kendimle hiçbir alakası yok. ben izleyiciyim eh ahali. bir kadını sevmekten ne anlarsın ki sen. oysa yıllar önce o sıska ve kendime benzettiğim deli bozması adam da yıldız haritama şöyle bir bakıp, hayatındaki mutsuzluklar hep kadınlar ekseninde şekillenecek demişti. oysa ben bu sözü tam ikiyüz sekiz yıl önce unutmuş ve kadınlarla mutlu olmaya and içmiştim. o sıska deli bozmasını boğarak öldürmeliydim. daha yıldız haritama gözlerini indirdiği anda yapmalıydım bunu. yapmadığım şeyler için daha fazla pişman olamam. zaten hiç pişman da olmadım. pişman olmak saçma derdim ama pişman olan insanların duygularını incitmek istemem. yalanlara inanıp, yalanları yaşayan insanları da incitmek istemem. oysa elime bir makinalı verseler hepsini kahkahalar atarak kurşuna dizerdim. bunu yapar mıydım dersiniz? yaşamın kıymetini yol kenarındaki su birikintilerinde can bulan yosunlardan öğrendim diyebilirim. biraz su biraz çamur ve biraz da gün ışığı. bir kaç günlük bir ömür ve kuruyan su birikintisi. dünyayı izlemek bu yüzden güzeldir. bunu hiç şüphe duymadan söyleyebilirim. okulun kaslı ve entellektüel hademesi yaşar abi "i just call to say i love you" şarkısı eşliğinde okul kazanına kömür küreklerken bizler de küçük kömür parçalarıyla birbirimizin yüzünü boyardık. kömür kokusu ve rutubetli kazan daireleri bana entellektüel hademeleri çağrıştırsa da, bu akşam yüzümü küçük kömür parçaları değil koca bir fırçayla buika boyuyor. ama yine aynı renge. siyaha. bilginiz olsun diye söylemeliyim pekin bir başkent değildir.
31 Ekim 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)