Hrant Dink'in ölümüyle yeniden gündeme oturdu Türk milliyetçilği. Tozu dumana katan bu milliyetçiliğin ne olduğu, muhtevası üzerine yazılan, söylenen, ve de saflaştıran düşücelerin ortak yönü ise yoğun bir kafakarışıklığını yansıtması...Baştan söylemeliyim ki, bu yazı da bu kafakarışıklığından nasibini almakla beraber yine de kişisel bir refleks olarak, yükselen, hırçınlaşan, ve meşrulaştırılan bu dalgaya karşı bir söylem geliştirebilme kaygısının bir ürünüdür.
Türk milliyetçiliğinin ırkçılıkla olan yakınlığının ne olduğu tartışmaların önemli bir parçası. Özellikle son yıllarda, kendini muhalif olarak tanımlayan ve toplumla olan bağı zayıf kesimlerin "dalgayı yakalamak ve yön vermek" gibi bir refleksle milliyetçiliğe göz kırpma faaliyetlerinin birinci savunması türk milliyetçiliğinin etnik bir tabanının olmaması oluyor. Bu "keşif" karşısında imrenmeyle karışık bir mest oluştan sonra aklıma takılan ilk soru şu oluyor: peki kendini ırk üzerinden tanımlayan bir milliyetçilik var mı? Ulus-devletlerin kurulma süreçlerinde, erkin "tebaa"sını standartlaştırmak adına tanımlanan birşey olarak "millet"in, bir sınır içerisinde kalan ve aynı erk tarafından hükmedilen farklı etnik kökenleri de kapsaması, doğası gereğidir. Her ulusun inşasında ırk, din, mezhep vb. kimlik fa rklılıklarına karşı belirli bir tolerans vardır.Asıl tartışmalı olan kısmın türk milliyetçiliğinin kimlik farklılıklarına olan bu toleransının ne düzeyde olduğuyla ilgili olmalı sanırım. Bu noktada osmanlının çöküşünü engellemeye çalışan ve bu amaçla çeşitli kurtuluş çareleri- osmanlıcılık, islamcılık, ve nihayet türkçülük- geliştiren bir elit kadronun önderliğinde gerçekleştirilen uluslaşma sürecinde, bu üç eğilimin de etkilerinin bulunması kaçınılmazdır. "Genç" türk ulusunun mimarları osmanlıcıdır: çünkü şarkiyatçıdır, yerli toplumsal yapıyı önemsemeden batıda var olan kurumların kopyala-yapıştır yöntemiyle tüm dertlere çare olacağına inancı tamdır, sarayın yerini alan merkezin halka mesafesini korumaya devam etmesi gerektiğini savunur ve yerelleşemez. İslamcıdır: çünkü dinin ulusal ayaklanmaları bir düzeye kadar önleyici olduğunu osmanlı deneyiminden bilir ve din üzerinden geliştirdiği söylemle türk-dışı müslüman ırkları bunun üzerinden milletinden sayar. Türkçüdür çünkü osmanlıdan kalan topraklar üzerindeki en yaygın etnik kimlik türktür. Yani milletin tanımı yapılırken baskın etnik kimliği kullanırken, bu etnik kimliğin dışında kalanları da din üzerinden yapılan ikinci bir türklük tanımı sunularak bir türk ulusunun inşası başlamıştır. Standardizasyonun geleceği için de çözüm yolu olarak türk ve sünni kimliğinin ana unsur olarak kullanılması, geriye kalan etnik ve dini kimliklerin de ana unsurun potasında eritilmesi suretiyle- ki kürtleri ilkel türkler olarak kabul edilen görüş hala yaygın- kurucu elit osmanlıdan alışageldikleri siyaset biçimini sürdürmüş, bölünmenin(osmanlı için çöküşün) önüne geçmek için halkın talepleri ve yapısı göz önüne alınmadan kendilerince "makul" görülen ve esasta sadece sorunu erteleyen ama asla kökleşemeyen, çözüm olamayan askeri, hukuki, idari önlemlerle yetinmiştir. Bu doğrultuda resmi dil, diyanet, eğitim müfredatları, kitle iletişim araçları üzerinden yaratılan "enformatik" operasyonla asimilasyonu gerçekleştireceğine inanmıştır."Birlik-beraberlik" mesajlarıyla dolu ilkokul-ortaokul müfredatları,öğrencilik-askerlik(hatta memurluk!)"and"ları,diyanet hutbeleri boşuna değildir ve bu kurumların çokişlevliliği hakkında da kesin bir fikir verir.Tam da bu noktada türk milliyetçiliğinin ırkçı yapısı ortaya çıkar. Asimilasyon politikalarına karşı duran kesimler olduğu gibi, asimile olmuş yada olmasına gerek olmayan kesimlerin de varlığı erkin eline dinamik bir milliyetçilik kodu vermiştir. Günün şartlarına göre bu kod yeniden ve yeniden kurulabilir ve bu noktadan sonra resmi söylem dönem dönem nitelik değişimine uğrar. kürt meselesinde türk, radikal islamla mücadelesinde seküler, ortadoğuya sorunlarında müslüman, alevilere karşı sünni vb. birçok görüntü taşır. bütün bu söylem biçimlerinin varlığı karşısında türk milliyetçiliğinin ırkçılıkla ilgisinin olmadığını söylemekse anlamsızdır. Zira bu milliyetçilik, dağılmayı ve ulusal kalkışmaları engellemeye çalışan osmanlı aydının sahip olduğu birlik-beraberlik söylemine ve bu söyleme en uzlaşmacı yaklaşımlarla yapılan itirazların sahiplerni dahi "hain" ilan eden hamasi bir pratiğe sahip bir elitin kendi içerisindeki savaşımlar sonucu oluşmuş "merkez"in projesidir. Bu proje birkez tanımlanmış bir "millet"i verili kabul edegelmiştir.tanımlanmış bu "hayali insan topluluğunun" yüceliği,dünyaya bedelliği,zekiliği,çalışkanlığı,iyi ahlaklılığı,islamın asıl taşıyıcısı olması ve fakat laikliği,her durumda-içerden ve dışardan- ihanete uğramışlığı "resmi belgelerce" ilan edilmiş ve genç nesillere böylece aktarılmıştır.ve bütün bu bilgilerle doldurulmuş bir dimağın ırkçı olamayacağını kabul etmek için hiçbir mantıklı sebep yoktur.osmanlıyı da türk zanneder,kızılderiliyi de ama-çarpık da olsa-bu yolla ulaşabileceği insanlığın kardeşliğini de tüm dünyanın türklüğünü unutmuş olduğundan hareket ederek kinle boğar hem de yanıbaşında aynı havayı soluduklarından başlayarak nefret etmeye.gerisi zaten bildiğiniz,duyduğunuz,gördüğünüz hikaye...
17 Nisan 2007 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)