anlama inananlar için hayat zordur. ama dahası evren de zordur.
zifiri karanlık bir yerlerde bir süre şaşkın bir körlük geçirmiş olanlar bunu çok iyi bilir.
mesela yer altında bir tünelde yürürken ansızın kafa lambanız söndüğünde birden kendinizi bütün hesapların bozulduğu bir yerde buluverirsiniz. parmak uçlarınızın hissetiği şeyleri anlamaz, burnunuza gelen kokuyu tanıyamazsınız, seslerin nereden geldiğini kestiremez, tam bir kaybolmuşluğun orta yerine düşüverirsiniz.
ışıksız dünya.
ışık bizim bütün tanım aralığımızdır.
ışıkla tanımlarız.
oysa tıpkı güç (power corrupts absolute power corrupts absolutely) gibi ışık da bozar. hatta ne kadar ışık o kadar bozulma diyebiliriz belki.
bizler sınırlara inandığımız ve bu sınırlar aracılığıyla düşünmeyi düstur edindiğimiz için, ışığı hissetmek biraz problemlidir. halbuki ışık bir kez yola çıktığında sınırlarla olan bütün anlaşmaları yıkar. milyonlarca yıl durmadan seyahat eder ve sırtında da milyonlarca hikaye taşır. bu azim ve bu sınırsızlık onun değdiği şeyi bozmasına yol açar diyebiliriz belki de.
ışık bozar.
ışığın sınırsız doğası sınırların "varsayıldığı" doğaya değdiğinde o varsayılan sınırlara yıkım etkisi uygular. atom altı parçacıklar üzerlerine düşen quanta parçacıklarını görünce hem quanta paketlerini hem de kendilerini şaşırtırlar. ve bu şaşkınlık bazı "bilinmezliklere" sebep olur.
işte o bilinmezlikler sınır sanrılamızın kırıldığı yerlerdir.
sınır sanrılarımız gerçeği bozar. ışık gibi.
yaprağın yeşiline oturmuş ışık ve anlam bütün bu saçmalaşmanın örneği gibidir.
kelime.
kelimesiz dünya.
anlamayı çalışan insanın sınırları kelimelerde başlar onların içinde gezer ve sonra da tepetaklak bir şekilde tekrar içine düşüverir.
kelimenin kendinden kendine yolculuğu bu kadarcıktır. tepetaklak kendi içine düşüşü. kadar.
kelime bozar.
kelimeleri güçsüz, kimsesiz, zavallı sananlar vardır. zavallı kelimeler. kelimenin nasıl bozduğundan habersiz olanlar ve zavallı kelimeler.
tıpkı ışık. yola bir kez çıkar ve azimle yola devam eder. sırtında hikayeler taşır. ve elbet bir yere ulaşır. tıpkı ışık gibi kelime bozar, daha çok kelime daha çok bozar.
güç, kelime, ışık. bozar. çünkü sınırlar saptar. sınırlara riayet eder. ve belli ilişkiler kurar. bu yolla bozar. anlamı her arayan bulacak değildir fakat bulanlar mutlaka bozulmuş bir şeyler bulacaklardır.
sessizce seyredip hiçbir şey aramayanlara, bulmayanlara, bozmayanlara, kelimeye, ışığa ve güce inanmayanlara.
21 Aralık 2009 Pazartesi
neden
bir kere ben hiçbirisi değilim. kendimi kutsayışıma buradan selam edeyim hiç olmazsa. fakat sizi sevmeyişimi düşünüyorum. bu beni yiyip bitiriyor. yani sizi neden sevmiyorum. bakın bu cümleyi soru işaretiyle bitirmiyorum. çünkü o bir soru değildir. sizi neden sevmiyorum. bunu siz de en az benim kadar iyi biliyorsunuz. kendinize itiraf ediyor musunuz, ediyorsanız böyle itiraflarla nasıl nefes alıyorsunuz, yok kendinizi kandırıyorsanız nasıl büyük bir hayal aleminiz var ve orada nasıl güzellikle kaybolabiliyorsunuz. bütün bunar da soru değil. sizi sevmeyişimi kendime anlatıyorum. neden sorular sorayım ki. sizi neden sevmiyorum. sevemiyorum. bir kaç satır nazım okuyunca sizi sevmek daha da zor oluyor. iyiden iyiye uzağa düşüyorum. şöyle de diyebilirim. şostakoviç dinleyince birkaç saniye. size isimler vermenin de anlamlı olduğunu sanmıyorum. isimlere de totem gibi tutunuveriyorsunuz. belki yanlışlıkla ya da şans eseri o sihirli kelimeyi dilimden yuvarlayıveriyorum. yuvarlanıverirken de yine aynı kapıya çıkıveriyorum. ah sizi gidi sizi. başka diller bilsem size o dillerde de konuşurdum. ama bilmiyorum. zaten bu dili de bilsem bile anlamıyorum. ama ne diyorduk. tutunmak. sizi neden sevmiyorum. ah sizi gidi sizi. nasıl seveyim ki sizi. tutunmak ve tutmak nasıl içiçe geçiveriyor. kurulan ağlara takılan eşyalar, simgeler, kavramlar ve insanlar ve insanlar ve insanlar. önce onlar size takılmış gibi görünse de en sonunda siz onlara tutunuverirsiniz. hatta bana en garip gelen devrime bile tutunuverirsiniz. kurallara. halklara. dillere. dinlere. aslında eninde sonunda insanlara. işte o tutunuşunuz. o sımsıkı tutunuşunuz. kurduğunuz ağlarla her şeyi tutuşunuz ve metafetişminiz. sizi sevemiyorum. kavram fetişizminiz. insan fetişizminiz. kendinizi kutsayışısınız ve sevgisizliğiniz. nefretiniz. ve kelimeleriniz. sizi sevemiyorum. aynısınız.
14 Aralık 2009 Pazartesi
*
Sizler mutlu olmayı, temiz olmayı, derli toplu olmayı seçtiniz
Benden temiz giysiler isterseniz hiç şüphe yok ki size temiz giysiler veririm
Fakat bilin ki çamurlu bir çayırda çimenlere uzanmaktır asıl size yaraşan
Benden derli toplu yuvalar isterseniz hiç şüphe yok ki size derli toplu yuvalar veririm
Fakat size yaraşan o mavi topu kendinize yuva bellemek ve onun düzenini kabullenmektir
Benden mutluluk isterseniz hiç şüphe yok ki size mutluluk dolu bir beden veririm
Fakat size yaraşan mutsuzluğun varlığıyla mutluluğu yaratmayı bilmenizdir
Benden temiz giysiler isterseniz hiç şüphe yok ki size temiz giysiler veririm
Fakat bilin ki çamurlu bir çayırda çimenlere uzanmaktır asıl size yaraşan
Benden derli toplu yuvalar isterseniz hiç şüphe yok ki size derli toplu yuvalar veririm
Fakat size yaraşan o mavi topu kendinize yuva bellemek ve onun düzenini kabullenmektir
Benden mutluluk isterseniz hiç şüphe yok ki size mutluluk dolu bir beden veririm
Fakat size yaraşan mutsuzluğun varlığıyla mutluluğu yaratmayı bilmenizdir
7 Aralık 2009 Pazartesi
herşey değişiyor,bir bakıyorsunuz ki olanlar olmuş, sizin etkiniz olmadan, sadece hatıralarda kalarak, arasıra yadedilerek, boşluk hep orada duruyor,
hayat kendi filizini ölümün üstünden yeşertir, ölüm köktür,topraktır, biz de bir ömürlük çiçekler.
ya hepsi biterse diye derinden üzülmekle geçer ömür aslında, hep son beklenir, bu kelimeler ne zaman bitecek?
yok yok çok ciddi değilim,Duran da değildir, sadece hayatı yaşamaya çalışıyorum, gülerek ve gülümseyerek..
bakalım insanların içine, gözlerine olabilir mesela, biz buradayız nasılsa, onlar da belki buradadır, birbirimizi görürüz içlerimizde, kendimizi kaptırırız yine, bedenlerin üstünde sur oluruz yükseliriz, sonra yıkılırız..dur...
Ne kadar da kurallara bağlıyım değil mi, komiksin artık., kurallarbenimiçimdeyokolurlarvarolurlar akarım, umurumdabiledeğildirler,
kıçımlagülerim hepsine.
bir şeylere adar mı insan kendini, ben kendimi yürümeye adamışımdır mesela, ya siz? bilmem, kimin kendini nerden kurduğunu bilmiyorum, anlaşma her zaman olmayabilir tabi, bütün dünya alem her zaman diyalogla kurulmaz, çatışma vardır bir de, gerilim bi yerde.,ve ateş.
yazdıkça yazmak ister Duran,ne anlatacak acaba bize, ben de pek biliyorum sayılmaz,o yürümeyi seviyor,bu konuda onunla diyalog halindeyiz, onun dışında Duran ve ben arasında geçimsizlik söz konusu, hatta de facto bir halde şizofrenik hallere bulaşıyorum, ya siz? siz nasıl oluyorsunuz acaba.
Her zaman anlaşmak zorunda değiliz tabii ki, bana saçma gelen şeyler başkalarına tatminkar gelebilir, kimbilir, ya da benimkiler başkalarına.
sizlerle güzel müzikler dinlemek isterim, sade bir yerlerinden.
Hoşçakalın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)