21 Aralık 2009 Pazartesi

neden

bir kere ben hiçbirisi değilim. kendimi kutsayışıma buradan selam edeyim hiç olmazsa. fakat sizi sevmeyişimi düşünüyorum. bu beni yiyip bitiriyor. yani sizi neden sevmiyorum. bakın bu cümleyi soru işaretiyle bitirmiyorum. çünkü o bir soru değildir. sizi neden sevmiyorum. bunu siz de en az benim kadar iyi biliyorsunuz. kendinize itiraf ediyor musunuz, ediyorsanız böyle itiraflarla nasıl nefes alıyorsunuz, yok kendinizi kandırıyorsanız nasıl büyük bir hayal aleminiz var ve orada nasıl güzellikle kaybolabiliyorsunuz. bütün bunar da soru değil. sizi sevmeyişimi kendime anlatıyorum. neden sorular sorayım ki. sizi neden sevmiyorum. sevemiyorum. bir kaç satır nazım okuyunca sizi sevmek daha da zor oluyor. iyiden iyiye uzağa düşüyorum. şöyle de diyebilirim. şostakoviç dinleyince birkaç saniye. size isimler vermenin de anlamlı olduğunu sanmıyorum. isimlere de totem gibi tutunuveriyorsunuz. belki yanlışlıkla ya da şans eseri o sihirli kelimeyi dilimden yuvarlayıveriyorum. yuvarlanıverirken de yine aynı kapıya çıkıveriyorum. ah sizi gidi sizi. başka diller bilsem size o dillerde de konuşurdum. ama bilmiyorum. zaten bu dili de bilsem bile anlamıyorum. ama ne diyorduk. tutunmak. sizi neden sevmiyorum. ah sizi gidi sizi. nasıl seveyim ki sizi. tutunmak ve tutmak nasıl içiçe geçiveriyor. kurulan ağlara takılan eşyalar, simgeler, kavramlar ve insanlar ve insanlar ve insanlar. önce onlar size takılmış gibi görünse de en sonunda siz onlara tutunuverirsiniz. hatta bana en garip gelen devrime bile tutunuverirsiniz. kurallara. halklara. dillere. dinlere. aslında eninde sonunda insanlara. işte o tutunuşunuz. o sımsıkı tutunuşunuz. kurduğunuz ağlarla her şeyi tutuşunuz ve metafetişminiz. sizi sevemiyorum. kavram fetişizminiz. insan fetişizminiz. kendinizi kutsayışısınız ve sevgisizliğiniz. nefretiniz. ve kelimeleriniz. sizi sevemiyorum. aynısınız.

Hiç yorum yok: