18 Mayıs 2007 Cuma

Güncel

Gecenin ikisiydi. Çalışmaktan yorulmuştum.Tek istediğim şey bi bardak çaydı. Bunun için mutfağa gittim ve televizyonu açtım. Gecenin o saatinde "son dakika" çerçevesinin içinde birşeyler yazıyordu. Yazılanları canlı yayındaki spikerden daha hızlı okudum. "Ne mutlu Türküm diyene" anlayışını kabul etmeyen herkes düşmanımızdır diye bitiyordu yazılar. Ben hayatımda bir defa olsun mutlu olarak "ne mutlu türküm diyene" dememiştim. Şimdi birileri televizyondan benim düşmanları olduğumu söylüyordu. Bunun etnisiteyle ilgili olmadığını da belirteyim, Türk olmamaktan çok, mutlu olmadığımdan söyleyememiştim bunu. Yalnız hissettiğim "kendi ülkem"de en yalnız olduğum anlardan biriydi. Kimi uyandırmalıydım o saatte, kime sormalıydım o anda.? Bu ülkede doğduğumu ama bu ülkede yaşayamayacağımı bütün televizyon kanalları bas bas suratıma bağırıyordu işte. Taşak geçtiklerini tüm kanallardan canlı olarak iletiyorlardı. Silahımız var bizim, tankımız var, bu taşak böyle taşak, işine geliyorsa diyorlardı. Kurbanına tecavüz ederken "seviş benle" diyen tecavüzcü gibi, silah zoruyla yönetirken de "seçim yapın" diyorlardı utanmadan. Peki dedim içimden. Madem taşaklarınız o kadar okkalı, sonuna kadar gösterin o zaman. Aklım erdiğinden beri, bana "verdikleri" seçme hakkını kullanmamıştım utancımdan. Ama ar duygumu bi tarafa bırakıp kullancağım artık, onları ne delirtir çok iyi biliyorum çünkü.

Bir zamanlar önümüzde duran, ya da bizim arkasında durmaya çalıştığımız, ancak şu aralar hiç bi tarafında duramayacağım, sakallı, güzel bir yazar abimiz vardı; onun, zamanında böyle bi durumda yazdıklarına bi göndermeyle bitirmek istiyorum: "Şüphesiz fikren değil ancak bu süreç ortadan kalkana dek siyaseten AKP'liyim. Dosta düşmana duyurulur."

Hiç yorum yok: